İçeriğe geç

Bipolar hastası çok uyur mu ?

Bipolar Hastası Çok Uyur mu? Bir Hikâye Üzerinden Duygusal Bir İnceleme

Bir sabah, güneşin henüz doğmak üzere olduğu o erken saatlerde, Sarah yatakta uyanmıştı. Yavaşça gözlerini açtı, ama o anda uykunun ne kadar derin olduğunu fark etti. Bu sabah her şey farklıydı. Kafasında ne bir düşünce vardı, ne de harekete geçmesi için bir sebep. İçinde sadece bir boşluk vardı ve o boşluğu doldurmak istemiyordu.

Sarah, bipolar bozukluğu olan bir kadındı. Onun için her gün, farklı bir dünya gibi geliyordu. Bir gün neşeyle dolup taşarken, diğer gün kendisini yatağından kalkmakta zorlanırken bulabiliyordu. Son yıllarda, özellikle depresyon dönemlerinde, uyku çok fazla yer kaplıyordu. Peki, bipolar hastalığı olan bir kişi çok uyur mu? Sarah’nın yaşadıkları, bu sorunun cevabını bulmaya yönelik bir ipucu olabilir.

Sarah’nın eşi Mark, çok farklı bir bakış açısına sahipti. Bir mühendis, sürekli çözüm arayan, analitik bir zihin yapısına sahipti. Mark için uyku, bir problem olarak görüyordu. Çözülmesi gereken bir şey vardı. “Bir insanın bu kadar çok uyuması sağlıklı değil,” diyordu sık sık. Mark, her zaman pratik bir yaklaşım sergileyerek, çözüm odaklı düşünmeyi tercih ederdi. Sarah’nın uykusunun artışını, hastalığının bir sonucu olarak görmek yerine, daha çok bir alışkanlık olarak görüyordu. O yüzden, Sarah’nın uyku düzenini düzeltmek için bir plan yapmak istiyordu. Ama ne kadar uğraşsa da, bu çözüm hiç kolay olmuyordu.

Bipolar Bozukluk ve Uyku: Bir İkilem

Bipolar bozukluğu olan kişilerde, uyku düzeni genellikle dengesizdir. Sarah gibi bazı kişiler, depresyon dönemlerinde aşırı uyuma eğilimindeyken, mani dönemlerinde ise uykuya ihtiyaç duymazlar. Bu dengesizlik, hastalığın bir parçasıdır. Depresyon evresinde, kişi kendisini yorgun ve tükenmiş hisseder, gün boyu uyuma isteği artar. Uyku, rahatlama ve kaçış gibi bir işlev görür. Sarah’nın depresif dönemlerinde, uyumak, günlük yaşamın karmaşasından uzaklaşma yoluydu.

Birçok kişi, bipolar hastalığı olan kişilerin yalnızca “çok enerjik” ve “çok aktif” olduklarını düşünür, ancak depresyon dönemi, tam tersi bir etki yaratır. Bu zamanlarda, kişi uykuya kaçabilir. Mark, Sarah’nın bu halini anlamakta zorlanıyordu. “Yeterince dinlendiğini düşünüyorum ama yine de uyuyor. Neden?” diye soruyordu sıkça. Bu soruyu, Sarah içsel bir boşlukla yanıtlıyordu, ama aslında onun yanıtı çok basitti: Uyuyarak, dünyadan ve kendisinden bir süreliğine uzaklaşıyordu. Uyku, ona gerçeklerden kaçmak için bir koruma alanı sunuyordu.

Kadınlar ve Empati: Duygusal Bir Yaklaşım

Sarah’nın en yakın arkadaşı Elif, Sarah’nın uyku halini anlamakta hiç zorlanmamıştı. Birbirlerini çok iyi tanıyorlardı. Elif, daha çok empatik bir bakış açısına sahipti. O, Sarah’nın duygusal ve toplumsal yüklerini hissedebiliyor, hastalığın sadece biyolojik değil, aynı zamanda duygusal bir deneyim olduğunu anlamıştı. “Uyku, sadece bir bedenin dinlenmesi değil, bazen bir ruhun sığındığı limandır,” diyordu Elif. Sarah’nın uyuması, onun yalnızca fiziksel değil, duygusal olarak da kendisini toparlamaya çalışmasıydı.

Elif için, uyku bir kaçış değil, iyileşme sürecinin bir parçasıydı. Uyku, Sarah’nın bazen kendisini daha iyi hissetmesine, bazen de her şeyden uzaklaşarak biraz huzur bulmasına yardımcı oluyordu. Elif, Sarah’ya uyku düzenini düzeltmektense, ona dinlenmesi için alan tanıyordu. Onun sağlıklı bir şekilde uyuması gerektiğini anlıyordu, çünkü uyku, zihin ve bedenin yeniden toparlanması için bir gereklilikti.

Bir Çözüm Bulmak

Mark ve Sarah arasında, uyku meselesi sürekli bir çatışma yaratıyordu. Mark, uyku düzeninin kontrol altına alınması gerektiğini savunurken, Sarah, duygusal ve psikolojik olarak uykuya ihtiyaç duyduğunu hissediyordu. Bu, bir denge meselesiydi. Elif’in bakış açısı, Mark’ın çözüm odaklı yaklaşımından çok daha farklıydı. Elif, Sarah’ya uyuması için bir baskı yapmıyordu, sadece onu dinliyor ve ona rahatlatıcı bir alan sağlıyordu.

Bipolar bozukluğu olan bir kişinin uyku düzeni, yalnızca fizyolojik bir sorundan ibaret değildir. Bu bir duygusal süreçtir. Uyku, bazen bir iyileşme, bazen ise bir kaçış olabilir. Sarah gibi bipolar hastalığı olan bir kişi, farklı dönemlerde uykuya farklı şekillerde yaklaşabilir. Depresyon dönemlerinde, uyku bir rahatlama aracı olarak işlev görebilirken, mani dönemlerinde ise uykuya ihtiyaç duyulmaz.

Sonuç: Uyku, İyileşme Sürecinin Bir Parçası

Bipolar hastalığı olan bir kişinin fazla uyuması, hastalığının bir sonucu olabilir, ancak bu yalnızca fiziksel bir sorun değil, duygusal bir ihtiyaçtır. Uyku, duygusal iyileşme sürecinin bir parçası olabilir ve bazen, uyumak, dünyadan bir süreliğine uzaklaşmak anlamına gelebilir. Mark’ın çözüm odaklı yaklaşımı ve Elif’in empatik bakış açısı, farklı perspektifleri temsil eder. Ancak her iki yaklaşım da, Sarah’nın içsel dünyasını ve iyileşme sürecini anlamak adına önemliydi.

Sizce bipolar hastalığı olan kişilerin uyku düzeni hakkında ne düşünüyorsunuz? Uyku, bu hastalıkla başa çıkma sürecinde nasıl bir rol oynar? Deneyimlerinizi bizimle paylaşmak isterseniz, yorumlarınızı bekliyoruz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
hiltonbet x