İçeriğe geç

Açıksöz gazetesi kimin ?

Açıksöz Gazetesi Kimin? Kelimelerin Tarihle Kurduğu Edebi İlişki

Bir gazetenin kime ait olduğu sorusu, ilk bakışta basit ve arşivsel bir merak gibi durur. Oysa kelimelerle kurulan her yapı gibi gazeteler de yalnızca bir kişi ya da kurumun mülkiyetinde değildir; dönemin ruhuna, kolektif hayallere, korkulara ve umutlara da aittir. “Açıksöz gazetesi kimin?” sorusu, bu yüzden yalnızca bir isim arayışı değil, bir anlatının izini sürme çabasıdır. Çünkü gazeteler, edebiyatın kardeş metinleridir: hızlı yazılırlar, gündelik görünürler ama derin katmanlar taşırlar.

Bu yazıya başlarken, eski bir gazete sayfasını ilk kez elime aldığım anı hatırlıyorum. Sararmış kâğıt, keskin mürekkep kokusu ve kelimelerin zamana direnen sesi… Bir romanın ilk cümlesi gibi, insanı içine çeken bir çağrıydı bu. Açıksöz de böyle bir çağrıdır: yalnızca haber vermek için değil, bir toplumu kendine anlatmak için yazılmıştır.

Açıksöz Gazetesi Kimin? Tarihsel Bir Çekirdek, Edebi Bir Metin

Açıksöz gazetesi, 1918 yılında Ankara’da yayımlanmaya başlamıştır. Sorunun doğrudan cevabı şudur: Açıksöz gazetesi, başta Ziya Gökalp olmak üzere Falih Rıfkı Atay, Yakup Kadri Karaosmanoğlu gibi isimlerin fikrî ve yazınsal katkılarıyla şekillenmiş; fiilen Falih Rıfkı Atay’ın öncülüğünde çıkarılmıştır. Ancak edebî bir perspektiften bakıldığında bu sahiplik, tekil bir imzayla sınırlanamaz.

Edebiyatta “yazar” kavramı nasıl ki yalnızca metni kaleme alan kişiyle açıklanamazsa, bir gazetenin “kimin olduğu” da yalnızca hukuki ya da idari bir mesele değildir. Açıksöz, Millî Mücadele yıllarının anlatısını kuran kolektif bir ses olarak düşünülebilir. Bu yönüyle gazete, bir romanın anlatıcısı gibi davranır: olayları seçer, vurgular, sessizlikler yaratır.

Gazete Bir Tür Olarak: Edebiyatla Akrabalık
Gazete Metni ve Anlatı

Gazeteler çoğu zaman “geçici” metinler olarak görülür. Oysa edebiyat kuramları bize şunu öğretir: Bir metnin kalıcılığı, niyetinden değil, okurla kurduğu ilişkiden doğar. Açıksöz’ün yazıları, dönemin politik gerçekliğini aktarırken aynı zamanda güçlü bir anlatı kurar. Bu anlatıda kahramanlar vardır: “millet”, “yurt”, “istiklal”. Karşıt güçler vardır, dramatik gerilim vardır.

Burada anlatı teknikleri devreye girer. Açıksöz’ün dili, yalnızca bilgi veren bir dil değildir; çağıran, ikna eden, bazen sarsan bir dildir. Retorik sorular, tekrarlar, metaforlar sıkça kullanılır. Bu yönüyle gazete metni, deneme ile politik söylev arasında salınır.
Türlerarası Geçişler

Açıksöz’te yayımlanan yazılar, bugün baktığımızda birer kısa deneme, politik makale ya da hatta anlatı fragmanı gibi okunabilir. Gazete, edebî türler arasında bir geçiş alanıdır. Bu da onu yalnızca tarihsel değil, estetik olarak da önemli kılar.

Semboller, Temalar ve Kolektif Hafıza

Edebiyat, sembollerle çalışır. Açıksöz de sembollerle örülüdür. “Vatan”, “millet”, “irade” gibi kelimeler, yalnızca kavram değil, anlatının merkezinde duran imgeler hâline gelir. Bu semboller, okuyucunun zihninde ortak bir duygu alanı yaratır.
Mekânın Anlatısı: Ankara

Gazetenin Ankara’da yayımlanması, metnin alt anlamlarını derinleştirir. Ankara, bu anlatıda yalnızca bir şehir değil; dönüşümün, merkezin yer değiştirmesinin sembolüdür. Romanlarda nasıl taşra ve merkez karşıtlığı önemliyse, Açıksöz’te de mekân, ideolojik bir anlam taşır.
Karakterler Yerine Sesler

Açıksöz’te klasik anlamda karakterler yoktur; onun yerine sesler vardır. Bu sesler bazen sert, bazen umutlu, bazen öğreticidir. Mihail Bakhtin’in “çokseslilik” kavramı burada işe yarar: Gazete, tek bir monolog değildir; farklı tonların yan yana geldiği bir metinler bütünüdür.

Metinler Arası İlişkiler: Açıksöz’ü Nasıl Okumalı?

Açıksöz gazetesi, dönemin edebî metinleriyle sürekli bir diyalog hâlindedir. Yakup Kadri’nin romanları, Falih Rıfkı’nın anıları, Ziya Gökalp’in düşünce yazıları… Hepsi aynı anlatı evreninin parçaları gibidir. Birini okurken diğeri yankılanır.

Bu metinler arası ilişki, okuru aktif bir konuma davet eder. Okur, yalnızca bilgi alan değil; anlam kuran bir özne olur. Tıpkı bir roman okurken geçmiş deneyimlerini metne taşıması gibi.

Açıksöz Gazetesi Kimin? Sahiplik ve Yazarlık Üzerine Bir Düşünce

Edebiyat perspektifinden bakıldığında, “Açıksöz gazetesi kimin?” sorusunun cevabı çoğullaşır. Evet, tarihsel olarak belirli isimler vardır. Ama metinsel olarak bakıldığında gazete;

– Yazılarını kaleme alanların,

– Okuyanların,

– O dönemin siyasal ve duygusal ikliminin,

– Ve bugün hâlâ o satırlarda kendine bir yankı bulanların

gazetesidir.

Roland Barthes’ın “yazarın ölümü” fikrini hatırlarsak, metnin anlamı yazardan çok okurda kurulur. Açıksöz de bugün, her yeni okurla yeniden yazılan bir metindir.

Kapanış: Okura Açık Bir Soru

Bir gazete sayfasını edebî bir metin gibi okumayı denediniz mi hiç? Satır aralarında kalan sessizlikleri, vurgulanmayan kelimeleri, bilinçli boşlukları fark ettiniz mi? Açıksöz’ü okurken, bir tarih belgesinden çok bir anlatının içinde olduğunuzu hissettiniz mi?

Belki de asıl soru şudur: Biz bugün hangi metinleri, geleceğin Açıksöz’leri olarak yazıyoruz? Hangi kelimeler, yıllar sonra birilerinin duygusal hafızasında yer edecek?

Kelimeler hâlâ güçlü. Anlatılar hâlâ dönüştürücü. Ve her okur, bu büyük metnin sessiz bir ortak yazarı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
hiltonbet x